Quantcast

#Turkey: Stop lynching artists!

By | July 7, 2013 at 3:18 pm | 2 comments | Featured, Turkey | Tags: , ,

During Occupy Gezi events in Istanbul, many artists took place in demonstrations which were held first to protest the demolishing of a public park near Taksim Square, but then elevated to a civil disobedience event throughout the country. (1)

Memet Ali Alabora, prominent Turkish artist of stage and screen fame and a unionist, was among these artists. He participated in peaceful Occupy Gezi events and demonstrations from the start on May 31st. He gave an impromptu interview to Christian Amanpour and Ivan Watson of CNN International while protestors were being gassed by the police in the background at Taksim. (2)

Active in unionization of artists and politically vocal, Memet Ali Alabora immediately became the target of Prime Minister and AKP head Recep Tayyip Erdoğan, he and his mini-me Ankara Mayor Melih Gökçek started attacking and targeting him in their public speeches. Erdoğan even called Alabora out and made the crowds boo him repeatedly in an AKP rally. Gökçek said “the state will persecute Memet Ali Alabora with God’s permission, and I’ll see him behind bars.”

Erdoğan’s followers in high places in the Turkish state mechanism deem his words an order when he raises his voice during a public speech. This time he shouted his orders very precisely: Memet Ali Alabora was the target of the state for openly criticizing the government’s actions during Occupy Gezi movement. Alabora’s fate is in judiciary’s hands now. There was no historical precedent for the way in which an artist was specifically pointed out as a target. The whole play is to silence the intellectuals like the government silenced the press with oppression in Turkey.

Levent Kazak, renowned writer and artist, started a petition to Abdullah Gül, President of Turkey, to protect all artists in the name of Memet Ali Alabora from state oppression. The petition has over 50,000 signatures already. Kazak writes:

memet ali is my friend.
I had the chance to know him better when we worked as colleagues
I’m very clear in saying
I’ll sign on everything he does with his conscience and common sense
this is a norm, and that norm will always work with memet ali
……
there is not a single crime nor an accusation against him but there is an ugly lynching campaign
this is the only crime
this could cost a man his life, his future
in this provocative scene where all turn into his own judge
it may become a crime against humanity which we could never redeem.

memet ali might have been someone else
it could easily have been me
I could have played a role in theater depicting fascism
I could have been by my computer on the night of May 31st
when sleeping kids were being gassed, their tents being burned
when those kids were facing disproportional force,
and getting crazy by the “penguin” silence of the media,
I could have written that tweet on the Internet.
“it’s no longer about Gezi park, they suffocate kids here mate, burning tents”
I could have yelled, without knowing what’s really going on.

yes, this is not about memet ali
it could have been me
it could have been you

and finally we all are.

if the media was not silent on the night of May 31st
with correct news or not, that does not matter now
if there was one single news report on Gezi
maybe the kids would still be hurt
but it would be over as it always were before.

the resistance at the park would never start.

that’s what no one sees, or wants to see
a huge explosion of a pressure cooker caused by the media silence.

This campaign is of utmost value for the future of human rights in Turkey. It is not possible to breathe the air in the 21st Century in an environment where the most basic human freedoms are rationed by an authoritarian leader on a merit basis.

We have to sign the petition, scream and make it known that there are voices in Turkey that refuse to be silenced without a fight.

Join Levent Kazak and The Globe Times to sign the letter against Memet Ali Alabora lynching campaign  we plan to present Turkey’s President in person.

 

 

(1) You may read The Globe Times articles on the subject here.
(2) Watch CNN International interview with Alabora.

About the Author

Stratos Moraitis Stratos Moraitis

Blogger, writer & photographer of a free nature with a focus on human rights & minority issues in Turkey,Greece and Middle East. Follow Stratos at Twitter: @oemoral and Like our page at Facebook

2 Comments

  1. mehmet yashin (4 years ago)

    “MEHMET ALİ ALABORA’DAN İNTİKAM İSTEYEN KİNDAR BAŞBAKAN ACABA GERÇEKTEN DİKTATÖR MÜ?” DİYE DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM… Mehmet Ali’ye hakikaten 20 yıl hapis cezası mı veriliyor? İnanamıyorum! Yarımyüzyıllık ömrümde, has-bel-kader benim de birçok n…amı değer diktatörü bizzat görebilme şansım oldu: Mesela Kıbrıs’ta Grivas’ı, Makarios’u, Sampson’u, Denktaş’ı, Papadopoulos’u; Yunanistan’da Ioannides’i; İngiltere’de Thatcher’i; Türkiye’de Türkeş’i, Demirel’i, Erim’i, Evren’i… anlayacağınız çeşit çeşit militer yöneticiyi, darbeciyi, soykırımcı faşisti, neoliberal otokratı, gizli-açık fundamentalisti gördüm. Ancak “Benim gibi bir Başbakan göremezsiniz” diyen Erdoğan gibisini hakikaten görmedim! Acaba, post-Gezi döneminin etkisiyle abartıyor muyum diye hafızamı yokluyorum, ama yok. Aynı anda, memleketin içinde ve dışında, birbiriyle bir araya gelemeyecek bütün farklı kesimleri, yani neredeyse herkesi hasım ilan ederek, dinmez bir kin ve intikam hırsıyla her düşman bellediğine en hoyratça yöntemlerle, ölümüne saldırıya geçen bir başka yöneticiyi, diktatörleri oldukça zengin olan kişisel hayatımda görmüş değilim. Yukarıda adlarını zikrettiklerimin hepsi, hiç değilse saldırılarını mantıklı bir kılıfa uydurmaya çalışırdı, saldırıya geçeceklerini bir sıraya koyarlar hepsine birden hücum etmezlerdi, arada dinlenmek ve de kötü olayları unutturmak için bir nefes alma payı verirlerdi ve nihayet, el aleme karşı içlerindeki nefreti belli etmemek için bazı diplomatik laflar ederlerdi. Mesela Grivas ile Makarios’un askerleri evimizi yaktıklarında, adada TC vatandaşı olan Türkleri korumaya alacak kadar dikkatli katliamlar yapmışlardı. Yunanistan Albaylar Cuntası’nın lideri Ioannides, dış dünyayla, hele Avrupa’yla kavga etmemek için özel çabalar harcayan birimler kurup girişimlerde bulunurdu. Thatcher, bari iş çevreleriyle mutlak surette iyi geçinmek, muhafazakar-milliyetçi İngilizleri her halde kazanmak politikası izlerdi. Denktaş, en çatışma kışkırtıcısı konuşmalarını yaptıktan sonra kısa pantolonuyla çarşı pazar gezintiye çıkarak halkın kendisini ‘yanlış anlamaması’ için dostane sohbetler yapardı. Malum, Demirel’in de kendince bazı ‘charm’ları vardı. Evren bile, demokratik hareketlere karşı gereken yıkımı ve işkenceyi icra ettikten sonra, ‘İlla ki Başkanlık sistemi isterim ve de ölünceye kadar ben Başkan olacağım’ diyecek kadar kendinden geçmemişti. Oralarda sözü geçen birisi Erdoğan’a seçimde %50 oy almanın (ki gerçekte %25’dir) “Diktatör” diye damgalanmamak için yeterli olmadığını söyleyemez mi? Çünkü Hitler de seçimleri kazanıp ezici çoğunlukla başa geçmişti. Yahudi mültecilerin sığınağı olan Kıbrıs’ı Alman uçakları bombalarken ve TC sınırları dışındaki Osmanlı-Türk kökenli hakların yaşadığı Balkan ülkelerinin tamamı Alman işgalinden geçerken, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamamış olmasının ciddi bir tarihsel ve toplumsal bilinç farklılığı yarattığını öteden beri düşünmüşümdür, hatta daha çocukken sezmiş olduğumu söylemeliyim. Şimdi Erdoğan ve yandaşları ve hatta ona muhalefet yapanlar dahi bu ‘seçim kazanmış olma’ meselesine takılmış bulunuyorlar. Dış dünyadan gelen eleştirilere de bu seçim, çoğunluk oyu vb. üzerinden, yani sanki bunlar demokratik olmak için tek şartmış, yeterliymiş gibi yanıtlar veriyorlar. Hayır, Erdoğan, benim gördüğüm kadarıyla birçok darbeci, otokrat, faşist liderden çok daha fazla demokrasi dışı olmakta ısrar ediyor, yaptığı her hareketle, söylediği her sözle “Ben demokrat değilim” diyor ve dışa karşı demokratikmiş gibi görünmek için olsun kılını kıpırdatmıyor. Bu şartlar altında Kürt sorununun çözülebileceğini, demokratik bir anayasa hazırlanabileceğini, komşularla sorunsuz dış politikalar izlenebileceğini, ülke içindeki ekonomik ve sosyal gelişmenin ise sürebileceğini sananlar kanımca feci biçimde yanılıyorlar. Bu iş Erdoğan’la olmayacak. Bütün bunlara, ya Erdoğan’la tıpa tıp aynı düşündüğü için, ya onun yıpranmasını beklediği için ya da AKP tabanıyla çatışma içinde olmamak için seyirci kalan Gül’le olacak mı? Ya da bu kadar berbat bir manzara içinde yine AKP’den çıkacak bir başka alternatif bekleyen Türk aydınlarının umduğu parti içi değişiklikler meydana gelecek mi? Hiiiiiiiç sanmıyorum. Gezi ruhunu diri tutmaktan ve küresellleştşirmekten başka bir çıkış göremiyorum…

  2. Ece (4 years ago)

    A call to democracy..a story of war with facism.

Comments

© 1999-2014 The Globe Times. All rights reserved.

%d bloggers like this: